derin Sohbetler – Eren Baştanoğlu
röportaj

Editörün Notu: BÜSAS’tan yolu geçen ve hayatlarına BÜSAS ile kattıklarını hiç bırakamayan o kadar çok mezunumuz var ki… Bu serimizde mezunlarımızın BÜSAS’ta başladıkları hobilerini nasıl hayatlarının bir parçası haline getirdiklerini göreceğiz. Böylece konuya ilgisi olan yeni BÜSAS’lılar için birinci elden tavsiyeler alacağız. İlk yazımızda Eren su altı fotoğrafçılığı macerasını bize uzun uzun anlatıyor. Keyifli okumalar…

01 Kompakt Makro

derin: Öncelikle merhabalar Eren. Yolu BÜSAS’tan geçmiş hemen hemen herkes seni tanısa da seni bir de senden dinleyelim :)

Eren Baştanoğlu: Boğaziçi’nde İnşaat Mühendisliği’ni bitirdim, mezun olduktan sonra çalışmaya başladım. Şu an yeşil binalar ve binalarda enerji verimliliği üzerine danışmanlık yapıyorum. Freelance çalışıyorum. İTÜ’de yüksek lisans yaptım. Mezuniyet 2010, yüksek lisans da 4 sene sürdü :) İstanbul’da Kadıköy’de yaşıyorum. Bir ara Kaş’ta yaşadım, bu sene döndüm. Hayalimdi, gerçekleştirdim, şimdi de yeni hayaller :)

derin: BÜSAS’a nasıl girdin?

Eren: 2005’te Irmak Ertör (selammlar) sayesinde girdim, zorla soktu :) Dağcılığa falan merakım vardı, başka kulüplere de girmiştim. Bizim üst dönemler vardı Elif Çar, Erman Erek falan onlar Irmakla tanışıyordu zaten, onlar girip kulübü sevince Irmak’ı almışlar, Irmak da bizi soktu, hep beraber girdik. Sonra çok sevdik, devam ettik.

derin: Başka hangi kulüplere girdin?

Eren: ilk sene yelkene ve havacılığa girmiştim. Kaya tırmanışı için de dağcılığa girmiştim. Hazırlıkta da briç kulübüne girmiştim. Sonra BÜSAS’a girince kitledi tabi :) Çok devam edemedim ama hala yelken falan yapıyorum.

derin: Pekii, neden BÜSAS?

Eren: İki sebebi vardı aslında, biri en sevdiğim arkadaşlarımın burada olması, ortamı. İkincisi de su altını çok sevmem. Küçükken de severdim.

derin: Daha önce hiç dalmış mıydın?

Eren: Yok ilk kez BÜSAS’ta daldım.

derin: Daha önce fotoğrafçılıkla ilgin var mıydı? Nasıl başladı bu macera?

Eren: Yok fotoğrafçılıkla da alakam yoktu, hatta su üstü fotoğrafı çekmeye yeni başladım, son 3-4 senedir falan çekiyorum. O şöyle başladı, Avusturalya’ya gitmiştim exchange için, orada bir teknede gönüllü çalışma vardı, 15 gün falan. Orada su altı inanılmaz, bunu biliyordum bu yüzden housing aldım bir de küçük flaş aldım. O gazla başladım. Makine çok dandikti, yine de güzel olmuştu. Çok güzel bir deneyimdi. Bu da 2009’da falan oldu.

derin: Kulüpte daha önce fotoğrafçılıkla uğraşan var mıydı?

Eren: Beraber başladığım Diana vardı. Onla beraber çok çekiyorduk, eskilerde pek yoktu. Daha sonradan öğrendim Baki abinin kardeşi Hasan abi çekiyormuş, bir sefer geziye gelmişti orda görmüştüm. İlk muhabbet Diana ve benle başladı yani. Biz başlayınca bir su altı fotoğrafçısını çağırdık, konferans gibi. Sonra bir kere de Kerim Sabuncuoğlu’nu çağırmıştık, o da eski Boğaziçili, CMAS’ta görüntüleme başkanı falan.

derin: Sen daha spontane başlamışsın ama sence temel eğitim gerektiren bir yanı var mı su altı fotoğrafçılığının? Yoksa kendi kendine öğrenilebilinecek bir şey mi?

Eren: Bence dalış kısmı epey önemli. Dalış eğitimi yeterli değilse çok kolay olmaz, o yüzden geç başlamam aslında bir yandan avantaj oldu. Ben başladığımda dalışla ilgili bir sorunum yoktu o yüzden çok rahat başladım. Fotoğrafçılık kısmını çok bilmiyordum ama bugün Google’a yazınca bile yüzlerce materyal çıkıyor, eğitime ulaşmak kolay.

derin: Sen nasıl attın temelleri?

Eren: Avusturalya’da kitapçık gibi bir şey almıştım, su altı fotoğrafçılığına giriş üzerine, onu okudum, sonra çeke çeke. İnternetten araştırdım, öyle büyük bir eğitim almadım yani. Bu konuda eksiğim olduğunu düşünüyorum, bilmediğim şeyler var. Ama deneyerek oluyor zaten, internetten takip etmek falan da iyi oluyor. Çok zor değil ama tabi çok dalmak lazım bir de araştırmak lazım. Canlıların davranışlarını bilmek, hangi canlının nerede olduğunu bilmek, özelliklerini falan bilmek önemli. Kaş’a gitmeden önce o konuda çok zayıf olduğumu düşünürdüm. Kaş’ta yaşarken çok sık daldığım için oradaki canlıları iyi öğrendim.

derin: Su altı fotoğrafçısının 6. hissi var yani :)

Eren: Kesin onun mantıklı bir açıklaması vardır tabi de bilemiyorum :) Bir de Kaş’ta mesela yerel rehberlerle dalıp deneyim kazanmak iyi oluyor. Onlar canlıları, davranışlarını falan çok iyi biliyor. Su altı fotoğrafçılığının en önemli kısmı da bu zaten, canlılar olsun dalış olsun öğrenim hep devam ediyor.

derin: Dalışa girmeden önce kafanda bir plan oluyor mu? Yoksa gireyim, Allah ne verdiyse çekeyim mi diyorsun?

Eren: Biraz arası gibi. Eskiden hiç planım olmuyordu. Şimdi mecburen olmak zorunda çünkü lensi ona göre takıyorum. Geniş açı takarsam küçük bir şey çekemem, makro takarsam büyük bir şey çekemem. Mecburen seçim yapıyorum, buna göre de bir plan oluyor tabi. Mesela batık olur dalgıç olur, böyle çekimlere geniş açı ile giriyorum. Tabi ülkemizde çok canlı olmadığı için büyük canlı çekmek zor oluyor.

derin: Ekipmanlardan bahsetmişken, bir su altı fotoğrafçısı nelere ihtiyaç duyuyor?

Eren: Fotoğraf makinası :) Bence makine kısmı kolay, bir housing bulmak lazım. En önemli kısım external flaşlar. Ondan bir tane bile olsa su altında renk kaybını engellediği için çok önemli oluyor. Bir de hem su altı çok karanlık olduğu için yer yer sıkıntılı olabiliyor. Her şey mavi çıkabiliyor. Ancak flaş olduğu zaman çok güzel fotoğraflar çıkabiliyor. Özellikle küçük bir şey çekerken en temel öge flaş. Bir de büyüteç gibi bir şey var iyice küçük bir şey çekiyorsan onu takıp çekmen gerekiyor. Onun dışında snoot diye bir şey var. Onu da flaşın ucuna takıyorsun. Mesela küçük bir şey çekerken hayvanın etrafındaki taş kaya falan çok parlıyor. Snoot flaşın bütün ışığını çok küçük bir alana yönlendiriyor. Mesela hayvanın sadece gözünü aydınlatabilirsin. Onu çaktın mı her yer karanlık hayvan aydınlık çıkıyor, o da baya yararlı bir ekipman yani. Fener de önemli oluyor. Makine karanlıkta focuslanmakta zorlanıyor, bir de her yer mavi olunca zor oluyor o yüzden fener çok iyi oluyor. Onu da housingin tepesine takıyorsun.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

derin: Peki ya makineler? Günlük kullandığın bir makineyi housinge takıp iniyorsun değil mi teknik olarak?

Eren: Evet teknik olarak öyle başlangıçta. Bende aynasız makine var, DSLR kadar büyük değil, çok memnunum. DSLR da tercih ediliyor. Büyük ve pahalı olmaları birer dezavantaj tabi, ben aynasız tercih ediyorum. Kompakt bir şeyle bile girilebilir yani çok masraflı değil. O da gayet yeterli fotoğraflar çıkarır.

derin: Makine seçerken su altına özel dikkat edilmesi gerekilen bir şey var mı sence?

Eren: Kendi deneyimimle bir şey söyleyemem ama internette okuduğum kadarıyla düşük ışıkta iyi çeken makinaları öneriyorlar. Flaş varken manasız olabiliyor tabi ama doğal ışık kullanmak isteyenler için öneriliyor.

derin: Sen flaşı mı daha çok seviyorsun doğal ışığı mı?

Eren: Makro çekiyorsam kesin flaş seviyorum, doğal ışıkla olmuyor. Geniş açı alınca insan çekmeye başladım, o da doğal ışıkla çok güzel oluyor, flaş yetmiyor zaten. Doğal ile çekince photoshop yapıyorum biraz.

derin: Post-process programları kullanıyor musun?

Eren: Kullanıyorum. Lightroom var, onu kullanıyorum. Bazen çok oynayasım geliyor. Genelde makro flaş fotoğraflarda oynamıyorum. Geniş açı, batık fotoğrafı, serbest dalan insan fotoğrafı olduğu zaman oynuyorum. O programları bilmek de önemli tabi, çok kullanılıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

derin: Su altı fotoğrafçılığı Türkiye’de ve dünyada ne durumda?

Eren: Çok net cevap verecek kadar hakim değilim. Türkiye’de çok büyük bir komünite yok. Geçen altın palete gittik. Orda duyduklarımı gördüklerimi düşündüğüm zaman bir grup fotoğrafçının olduğunu ama kalabalık olmadıklarını söyleyebiliriz, tabi çok iyi fotoğraflar çekiyorlar. Yurt dışında da hem ekipmanlar daha uygun oluyor, hem de canlılık çok daha iyi. Türkiye’den bir fotoğrafla yurt dışından birini etkilemek kolay değil.

derin: Çekilen obje de çok önemli yani değil mi? Türkiye bu noktada bir dezavantaja sahip.

Eren: Tabi çok önemli. Avantajlı kısımlar da var tabi. Kaş bölgesindeki görüş çok iyi, yani Avusturalya’da öyle bir görüş yok. Gerçi Kızıldeniz’de de çok iyi de. Batıklarımız da var. Tavşanlar falan da beğeniliyor baya. Büyük balık olarak çok zayıfız.

derin: Çok sevdiğin bir canlı var mı?

Eren: Gobiyi seviyorum. Kaçmıyorlar hiç. Bunlar bir kayanın üstünde takılıyor, seni görünce korkup bir deliğe giriyor. Sonra kafasını çıkarıp kafasını bakmayı seviyor. Bildiğin makinayı suratına dayayabiliyorsun, öyle bakıyor. O yüzden çok güzel makro çıkıyor. Huyu suyu iyi yani. Müren de zevkli oluyor. Göğebakan falan da güzel oluyor. Karides falan da zevkli oluyor. Orfoz ve lahozu hiç sevmem mesela, hiç fotojenik değiller. Kaplumbağalar da baydı, herkes çekiyor.

derin: Çok garip davranan bir canlı var mı?

Eren: Mürenin dişlerini temizleyen karidesler oluyor mesela. Müren de sakin oluyor o sırada, kaçmıyor. Karides böyle mürenin ağzında falan takılıyor oralarda, öyle mutual bir ilişkileri var. Kalamar da kaçmıyor, üstüne doğru gidince o dokungaçlarıyla kalp şekilnde bir hareket yapıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

derin: Tehdit mi ediyor o hareketle?

Eren: Sanırım öyle… ben korkmadım ama :) Mürekkep atıp kaçıyor da bize bir zararı yok, dikkat dağıtıyor, smoke atmış gibi. Sen mürekkebin içinde sanıyorsun bi bakmışsın yok. Remoralar da zevkli oluyor. Kaplumbağalara insanlara falan da yapışıyorlar, sürtünüyorlar çok. İlk yaşayanlar korkuyor baya. Düşünsene balık gelip sürtünüyor öyle. Gördüğü en büyük hareket eden cisme yapışıyor yani, canlı seçmiyor, takılıyor öyle.

derin: Gece dalışında fotoğraf çekmek nasıl peki?

Eren: Çok zevkli. Gece çok daha fazla küçük canlı oluyor çevrede. Karides, yengeç, müren mığrı, ahtapot, kalamar falan da gece daha aktif oluyor. O yüzden çok zevkli oluyor. Bir de sanki daha az kaçıyorlar. Kaplumbağalar uyuyor. Fenerin aydınlattığı kadar görmek de baya zevkli oluyor. Hep bir sürpriz oluyor bir de. Hiç boş geçtiğini hatırlamıyorum. Ya dev bir ahtapot çıkıyor. Mesela bir sefer anemon crab çıkmıştı. Yengeç, üstünde kabuk gibi anemonlar var, öyle geziyor. Kaçırmam yani severim gece dalışını. Bir de sığa olduğu için sakin, akıntısız, rahat rahat dalarsın.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

derin: Dalış planlamasını nasıl yapıyorsun?

Eren: derinde çok özel bir şey yoksa gitmiyorum, uzun dalabilmek için. Ya da başta bir gidip sonra geliyorum. Az hava tüketmek de önemli. Mesela yarışmalarda 90 dakika civarı dalınıyor. Daha erken çıkarsan senin zararına. O yüzden o 90 dakikayı bölgeye göre ayarlamak gerekiyor. Genelde en güzel fotoğraflar 8-15 metre arasında, daha derinde çok bir şey olmayabiliyor.

derin: Peki kapalı alanda çekim yaptın mı hiç? Beraber Suluin’e gitmiştik zamanında Canberk ağabey sağ olsun :) Onun dışında batıklar falan nasıl oluyor?

Eren: Batıklar baya güzel oluyor, böyle pencerelerinden falan ışık giriyorsa, o zaman baya hoş manzaralar çıkabiliyor. Kapalı mekanda çok fazla canlı olmuyor, canlılıktan çok doğal ışıkta manzara güzel olabiliyor. Mesela mağaranın içinden yüzeye doğru. Onun dışında böyle dalgıç varsa, doğal ışık varsa güzel tabi. Tabi dalarken sürekli fotoğraf düşünmüyorum, kendi dalış zevkimi baltalamıyorum. Mesela ilk kez daldığım bir yerse derine de giderim, deliklere de girerim. Ama mesela kanyona dalarken, kanyon eskisi gibi etkilemiyor, o yüzden fotoğrafa göre düşünüyorum.

IMG_9084-6

derin: Yarışmalardan bahsettik. Bunları kim düzenliyor? Süreç nasıl işliyor? Sen nasıl katılıyorsun?

Eren: Mesela daha önce çektiğin fotoğrafla başvuru yapabileceğin yarışmalar oluyor. Onları çeşitli kurumlar düzenleyebiliyor. Reklam için şirketler düzenleyebiliyor. WWF düzenlemişti mesela. Bir de direkt dalıp dalıştaki fotoğraflarla yarışmaya katılabildiğin daha profesyonel yarışmalar var. Bunları da TSSF düzenliyor, senede bir sefer Altın Palet düzenleniyor. En prestijli yarışma o. Yaşayan Marmara var, Caddebostan (Balıkadamlar Derneği) düzenliyor. O da oldukça prestijli. Bunların dışında çok fazla yok benim bildiğim. Süreç şöyle oluyor. Aslında herkes başvurabiliyor, çok büyük şartları yok. Sadece bir kulüpten görüntüleme sporcu lisansı gerekebiliyor. İşte hep beraber tekneyle açılıyorsun, herkes aynı anda bölgeye dalıyor, 30 m sınırı var, 50 bar hava sınırı var, 90 dakika sınırı var. Dekoya da kalmıyorsun, böyle dalış kuralları var. Öyle fotoğraf çekiyorsun. Mesela Yaşayan Marmara’ya katılmıştım, Büyükada’daydı. Altın Palet de Kuşadası’ndaydı. Her gün iki dalış oluyor. 90’ar dakikadan 3 saat. Tüp veriyorlar. Sonra çektiğin fotoğrafı direkt kart ile teslim ediyorsun, o yüzden post editing yapamıyorsun. En büyük zorluğu o, ben baya oynadığım için zorlandım. Bu sene ilk kez katıldım bu tip yarışmalara. Epey zevkli, benim için yeni bir challange oldu. İşte karttan alıyorlar ama kartı sana geri veriyorlar, sen eve gidince bakıyorsun oradan. 5 kategori oluyor genelde. Balık, geniş açı, mankenli geniş açı, makro, bir de her yarışmaya özel temalı konulu. Mesela Kuşadası’nda deniz tavşanıydı. Her kategoriye bir tane fotoğraf koyabiliyorsun. Sen eve gidince bakıp numarasını söylüyorsun. Öyle katılıyorsun. Tabi ben ilk kez gidiyorum, çok duayen insanlar oluyor oralarda. En genç bendim mesela. Yaş ortalaması yüksek, katılımcılar da hırslı gayet. O yüzden ben yanlarında turist gibi kaldım :)

derin: Yarışmalar ne zaman düzenleniyor? Bir günlük mü oluyor?

Eren: Yaşayan Marmara 1 gün, ağustos sonundaydı, galiba her sene o civarlarda. Zaten büyük adaya gidilip iki dalış yapılıp dönülüyor. Altın Palet de 2 dalış günü oluyor, toplam 3 gün, 2 günde 4 farklı bölge. Otelde kalıyorsun. İlk 5 e girersen harcırah verip karşılıyorlar, onun dışında konaklama vs karşılamıyorlar ama dalışa para ödemiyorsun. Oteli de uyguna ayarlamışlardı, sponsor alıyorlar. Ama genel olarak bütçeyi çok sarsan bir olay değil yarışmalar.

derin: Peki ödüller? :)

Eren: Ödül yok :) Yaşayan Marmara’da makro kategorisinde 5. Oldum, Altın Palet yarışmasında balık kategorisinde 5. Oldum. İlk deneme için fena değil herhalde hiç bilmiyorum :) Başka bir yarışmaya, bir derginin düzenlediği, daha önce çektiğim fotoğraflarla katılmıştım. Onda baya bir şey kazandım, 5 kategoride ilk 3’e girmiştim galiba, aynı hediyeden iki tane falan geldiği olmuştu, kardeşime verdim :) Yıllar önce de WWF’in yarışması olmuştu, onu kazanmıştım. Onda da Togay’ın bir fotoğrafı var, kaplumbağayla böyle, onda da şu an kullandığım dalış saatini kazanmıştım.

derin: Kendi gönderdiğin fotoğraflara bakınca beğeniyor musun? Yoksa gönderdik ama elimizde bu vardı dediğin oluyor mu?

Eren: Biraz ikinci dediğin gibi oluyor aslında. İki sorun var. Birincisi sadece o dalış çektiğin ve üzerinde hiç oynama yapamadığın için baya bir şans faktörü var. Bir de tecrübe faktörü var. Mesela ben Kuşadası’nda hiç dalmamıştım. Oradaki yarışmacıların çoğu önceden gelip orada antrenman yapmışlar. Senaryolar kurup onları denemişler. Yapılıyor genelde, normal olan bu :) Biz böyle gittik, yol yordam bilmiyoruz. Düşünsene ilk defa bir yere dalıyorsun. Öyle zebellah daldık yani. O yüzden çok efsane fotolar çıkmadı. Ama zaten fotoğrafın aşırı çarpıcı olmasından çok tekniğine bakıyorlar. O yüzden kazanan fotoğraflara baktığında inanılmaz etkileyici gelmeyebilir. Çünkü temiz mi, odak noktası düzgün mü, ışık nasıl gibi teknik detaylara odaklanıyorlar. Tabi fotoğrafın objesi de önemli ama hepsinin belli bir yüzdesi var, 100 üzerinden atıyorum canlınınki 30’dur. Teknik detaylar önemli yani. Bir de jürinin belli bir bakış açısı oluyor, olabildiğince objektif tutmaya çalışıyolar tabi ama sübjektif olarak neye bakıyorlar, açıkçası ben bilmiyorum. Mesela yarışmalara katılan tecrübeli insanlar bizi yönlendirmişti, daha iyi biliyorlardı. Mesela canlının iki gözünün de olması iyi bir etki gibi. Çok hakim değilim ama böyle detaylar da göz önüne alınıyor.

derin: Dergilere gönderdiğin fotoğraflar? Onlar içine siniyor mu?

Eren: Siniyor ya. Aslında Instagram’da falan çok iyi fotoğrafçılar var, onları takip ediyorum, onlarla kıyaslayınca çok kötü geliyor :) Bir yandan da güzel oluyor, çok takılmıyorum. Mesela BÜMED’e çok fotoğraf yollamıştım.  Onlara yollarken su altını hiç bilmeyen birine nasıl gözükür, onu düşünüyorum.

IMG_5641

derin: BÜMED’le gerçekleştirdiğiniz bir proje vardı sanki. Senden de bir dinleyelim o projeyi :)

Eren:2012’de BÜSAS’ta fotoğraf çeken var mı diye sordular, Diana vardı. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ında boğazın altında olanlar anlatılıyor. İşte eski bir Cadillac, avizeler vs öyle bir anlatım var. Bizi de onu canlandırmak için istiyorlardı, dergide bir yazısı olacaktı. Ben, Diana, Deniz, Beste ve Togay tekneyle çıkıp boğazda fotoğraflar çekmiştik. Sergi oldu BÜMED’de. Önce dergiye çıktı. İşte Kara Kitap’ın o bölümünden alıntılar var, her alıntının altında da o alıntıyla alakalı fotoğraflar vardı. Bir de aynı sayıda Leyla Gencer vefat etmişti, onun küllerini de boğaza dökmüşler. Onun anısına da onun fotoğrafını bastırıp suya bırakmıştık, Diana da onun fotoğrafını çekmişti. O da güzel bir çalışmaydı. Beni çok gaza getirmişti sergi olması falan. Sergi havuzun orada olmuştu. Fotoğraflar suda yüzüyordu falan. Çok güzel olmuştu o olay. Sonra aynı sergi Emirgan’da da açılmıştı. Sergiyle başladık ama sonra öyle olmadı :)

IMG_5812

derin: Kulüpten su altı fotoğrafçılığına başlamak isteyenler sence nasıl başlamalı? Tavsiyelerin neler?

Eren: Bence öncelikle dalışını, dengesini oturtmalı. Mevcut kamerası varsa housing alıp bir de küçük ucuz bir flaş alıp başlamalı bence. Zaten zevkli epey, başlayınca gelişecektir. Kendi kendine araştırma yapması da lazım. Bir de olabildiğince kebap yapmak lazım. BÜSAS’ta biraz zor olabilir bu durum, eski 2*’ların avantajı çok :) Bence böyle tabi, çok daha teknik detayları var, ama böyle de çok zevkli.

derin: Senin takip ettiğin, tavsiye ettiğin su altı fotoğrafçıları var mı?

Eren: Kerim Sabuncuoğlu, Paul Nicklen ve Rico Besserdich var.

derin: Çok güzel bir sohbet oldu, vakit ayırdığın için çok çok teşekkür ederiz. Yeni çalışmalarında başarılar dileriz :)

Eren: Ben teşekkür ederim :)