DENİZ CANLILARININ SAVUNMA MEKANIZMALARI – 1
araştırma

Editörün Notu: 2 yıldızlarımızdan Alev Ecevitoğlu, bizler için canlı hayatının en aktif ve bir o kadar da sert kısmını, su altı yaşamının ilgi çekici bir yönü olan deniz canlılarının savunma mekanizmalarını araştırdı. İlerleyen süreçte takip edecek yazılarla ilerleyecek olan yazı dizisinin ilk yazısıyla karşınızdayız. Keyifli okumalar!

Doğa aslında düşünüldüğünde oldukça korkutucu olabilir ve deniz altındaki hayat da bu açıdan pek farklı değildir, özellikle birinin sabah kahvaltısı olma olasılığınız varsa! Biz Homo sapiens olarak kısmen bu kategoriden uzaklaşmış olsak dahi, doğanın her alanında yaşayan canlılarda görüldüğü gibi, deniz canlıları da hayatta kalabilmek adına birbirinden farklı saklanma ve savunma mekanizmaları geliştirmiştir. Bu savunma mekanizmaları temel olarak tehlikeyi farklı duyu organlarıyla saptama, duruma uygun saklanma yöntemleri ile tehlikeli avcıdan uzaklaşma ya da hâlihazırda avcı onu gözüne kestirdiyse saklanma yerine savunma stratejilerine geçmek şeklinde düşünülebilir. Tahmin edilebileceği gibi, canlıya en çok enerji harcatan ve ölüm riskinin en fazla olduğu durumlar, avcı ile karşılaşma durumlarıdır. Bu nedenle savunma mekanizmalarının ilk aşamada en temeli, avcının saptanmasıdır. Buna bağlı olarak da avcının konum ve durumuna göre saklanılması ise ikinci en önemli aşamadır, çünkü böylece avcı ile karşılaşma daha başlamadan durdurulabilir. Bu kurallar doğanın her yerinde olduğu gibi deniz canlıları için de oldukça geçerli kurallardır.
Saklanmış bir kum balığı
Deniz canlıları yaşadıkları ortama ve sahip oldukları adaptasyona göre kimyasal, işitsel, görsel ve dokunsal ipuçları kullanabilir.  Hangi duyu organının baskın olarak savunma için kullanılacağı ise birçok parametreye göre değişmektedir. Örneğin nokturnal (gececi, gece aktif olan) bir hayvan için görsel ipuçlarından ziyade diğer duyusal bilgiler daha bilgilendirici olabilir. Saklanmak için derisinden farklı hormonlar ya da kokular salgılayarak yerini ve izini gizlemeye çalışan birçok canlı türü mevcuttur. Birçok su altı canlısı çeşitli kimyasallar salgılayarak avcılarından kokusal olarak saklanabilir ya da onların ilgisini farklı bir yöne çekerek av olmaktan kurtulabilmektedir.

Benzer bir durum olan ışık miktarının az olduğu ortama göre adapte olma durumu derin deniz canlıları için de geçerlidir. Bu bağlamda ses dalgalarını kullanmak en yaygın adaptasyonlardan biri olarak düşünülebilir. Örneğin kurbağa balığı (toadfish) doğadaki ana avcılarından biri olan yunusların avlanma sırasındaki iletişimlerini ayırt edebilmektedir. Bu sesleri duyduklarında ise ilk tepkileri yakalanmamak için hareketliliklerini azaltmaktır. Bu konuda o kadar iyi bir adaptasyon gösteriyorlar ki yunusların bu düşük frekanstaki avlanma seslerini duydukları anda sessizliğe bürünüyorlar.
Bu tip kimyasal ve işitsel savunma mekanizmaları çok ilginç ve işe yarar olsa da, balıkların bizim gibi görsel bilgilere dayanarak avlanan ve saklanan türleri neler yapıyor?
Kurbağabalığı (Toadfish)
Avlanmak için gözlerine muhtaç bir avcıdan kendini savunmanın en iyi yolu, tahmin edilebileceği üzere, saklanmaktır; hatta onun gözleri önünde duruyorken! Su altının en başarılı kamuflaj yeteneklerine sahip olan balığı ise şüphesiz mürekkep balıklarıdır, kendileri için deniz altının bukalemunu denebilir. Bulundukları ortam her ne renkte ve dokuda olursa olsun, ona çok hızlı bir şekilde uyum sağlayıp arka plan ile bir bütün haline gelebiliyorlar. Bu kadar iyi gizlenme ustaları olmalarını derilerinin her milimetrik parçasında 200 farklı renge bürünebilen pigment içeren hücrelerine ve ışığı yansıtan kat kat hücrelerine borçlulardır. Bunun yanı sıra kollarının şeklini bile bulundukları ortama göre şekillendirebilmektedirler. Bu konuda bir numara olduklarını söylemek yanlış olmaz.

Bir video: https://www.youtube.com/watch?v=pgDE2DOICuc
Mürekkep balığı

Mürekkep balıkları kadar olmasa da kamuflaj ile kendini savunan yüzlerce balık türü mevcuttur, hatta bazılarını kendimiz birkaç metrelik su altı dalışlarında bile görebilmekteyiz. Örneğin kaya balığı, mercanlar ve kayalıklar arasında gizlenebilmektedir, rengi ve yapısı neredeyse kaya gibi göründüğünden çok yakına gelmedikçe fark edilmemektedir. Benzer bir balık olan taş balığı da kaya balığının okyanuslarda bulunan zehirli hali olarak düşünülebilir. Benzer bir stratejiyi ahtapotlarda da görebilmekteyiz, ancak çok daha zeki ve gelişmiş bir canlı olan ahtapot ayrı bir yazı konusu olabilir.

Bunun yanı sıra daha derine, okyanus tabanlarına yapılan dalışlarda kendini deniz tabanı ile yapışık gösterebilen yassı balıkları da hesaba katabiliriz. Bir diğer gizlenme ustası ise denizatıdır, iyi yüzücüler olmadıkları ancak ufak yapıda oldukları için iyi saklanmak onlar için önemlidir. Örneğin cüce denizatları yaklaşık 2 cm uzunluğunda olup renkli mercanlar arasına gizlenerek güvenle yaşamaktadırlar. Pigme denizatı ise 2.5 cm uzunluğunda olup yine mercan benzeri bir dış görünüşe sahiptir, ancak oldukça zehirlidir.
Mercanlara gizlenmiş bir Pigme denizatı
Kamuflaj ustalarından bir diğeri ise ortamdaki nesneleri kendine bağlayarak arka plana daha iyi uyum sağlayan dekoratör yengeçlerdir. Bu bağlamda dekoratör yengeçler ortamdan taş ve bitki gibi malzemeler taşıyarak gezerler. Neredeyse tüm kol ve bacakları değişik bitki, yosun, sünger ve taşlar ile kaplı bir şekilde gizlenmek konusunda yine oldukça başarılıdırlar. İlginç bir şekilde evlerde akvaryumda evcil hayvan olarak da bakılabilmektedirler.

Bunların arasında benim en çok ilgimi çekenler kamuflaj ile saklanan deniz canlıları oldu ve bu yazıda hepsinden ne yazık ki bahsedemedim, bir sonraki yazıda farklı savunma mekanizmalarından bahsedeceğim.

Kaynakça:

https://www.nature.com/scitable/knowledge/library/behavior-under-risk-how-animals-avoid-becoming-23646978

https://www.nytimes.com/2018/02/15/science/cuttlefish-camouflage-neurons.html

https://www.livescience.com/4294-fish-eavesdrop-avoid-dinner.html

https://www.seahorseworlds.com/pygmy-seahorse/