DERİN MAVİLERE DİSİPLİNER BİR BAKIŞ: SU ALTI ARKEOLOJİSİ
röportaj

Editörün notu: İnsan, su altına girdiği andan itibaren kendini bambaşka bir dünyada buluyor. Bu sessiz, mavi ve capcanlı dünyanın sunduğu tek şey büyülü atmosferi de değil üstelik. Maviliklerin içinde el değmemiş, gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir tarih var… Ülkemizin konumu sayesinde sahip olduğu su altı kültür mirası bugün gördüğünden çok daha fazla ilgi görmeyi hak ediyor. Yazarlarımızdan Hande Yetkin, su altı arkeolojisine ilgi duyan derin okuyucuları için Düzce Üniversitesi Su Altı Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi kurucularından Doç. Dr. Emre Okan ile bir röportaj yaptı. Keyifli okumalar!

Ucu bucağı belirsiz maviliklerin Türkiye sularına bahşettiği arkeolojik mirasa hayran olmamak elde değil. Her geçen gün, derinlerdeki uykusundan uyandırılıp su yüzüne çıkarılan hazinelerimize eklenecek yeni bir eserin haberini alıyoruz. Yine de binlerce yıl envaiçeşit uygarlığa ev sahipliği yapmış bu toprakları sarıp sarmalayan kıyılarımız, mevcut çalışmalardan katbekat fazlasını hak ediyor. Kültürel varlığa bir disiplin olarak yaklaşan su altı arkeologlarımız işte tam da bu noktada sahneye çıkıyorlar.

Hem Türkiye, hem de dünya için görece yeni bir disiplin olan su altı arkeolojisini, geçtiğimiz Mart ayında Üçüncü Derin Akıntı Sempozyumu kapsamında Karadeniz’deki su altı arkeolojik çalışmalarına ilişkin değerli paylaşımlarda bulunan Doç. Dr. Emre Okan’dan dinledik.

https://www.sondakika.com/haber/haber-sualti-calismalari-zenginlikleri-ortaya-cikaracak-9367818/

Emre Okan*

 

Her söyleşinin olmazsa olmazı sorumuzla başlayalım: Kimdir Emre Okan?

O zaman ben de olmazsa olmaz sorunuza şöyle cevap vereyim. 1979 yılında İzmir’de doğdum. İlk, orta ve lise öğreniminden sonra Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Klasik Arkeoloji Bölümünden 2000 yılında mezun oldum. 2000-2003 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji bölümünde yüksek lisans, 2003-2011 yılları arsında aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladım. Bu süre zarfında Phokaia, Smyrna, Lagina gibi kazılarda öğrenci ve arkeolog olarak çalıştım. 2004 yılında başladığım su altı macerası ile 2006 yılından 2012 yılına kadar Dokuz Eylül Üniversitesi, Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü bünyesinde gerçekleştirilen sualtı kültür envanteri projesinde yer aldım. 2012 yılında Düzce Üniversitesi’nde çalışmaya başladım. Bu süre zarfında Batı Karadeniz kıyılarında arkeolojik su altı araştırması gerçekleştirdim. Hala aynı üniversitede Doçent olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. 

Su altı arkeolojisi alanında uzmanlaşmak istemenizin altında yatan sebep nedir? Yolunuz bu
alanla nasıl kesişti?

2004 yılında su altı ile tanıştım. Benim akrabalarım arasında da eski dalgıçların olması bu alana yönelmemde başlıca unsurlardan biridir. Ancak en önemlisi benim su altında yatan arkeolojik kalıntılara olan merakımdır. Bu alanda ilerleyebilmek amacıyla dalış eğitimlerimi tamamladım. Bu anlamda 2006 yılında ekibe dahil olduğum Doç. Dr. Harun Özdaş başkanlığındaki Türkiye Batık Envanteri Projesi, su altı arkeolojisi alanında çok fazla tecrübe kazanmamı sağladı. Bu anlamda kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum. 

Düzce Üniversitesi Su Altı Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin kurucularından biri
olarak, böyle bir oluşumu başlatmak için nasıl bir motivasyonla yola çıktığınızdan bahseder
misiniz?

Su altı arkeolojisi, arkeolojinin alt dalları içinde en az çalışılan alanlardan biridir. Binyıllar boyunca, karadakinin yanında denizlerde de bir canlılık vardı. Deniz, karayolları ağının gelişkin olmadığı antik çağ boyunca neredeyse uzun mesafeli tek ulaşım aracıydı. Bunun sonucunda çok sayıda gemi Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de gerek kıyılardaki sığlıklara çarparak gerekse de azgın dalgalara karşı koyamayarak derinliklerde kayboldu. Bu da ülkemiz karasularında çok sayıda gemi enkazının ve dolayısıyla da zengin bir su altı kültür mirasının oluşmasına neden oldu. Bu sebeple yıllar boyunca su altı çalışmalarında elde ettiğim tecrübeleri, arkeolojik olarak neredeyse hiç araştırılmamış olan Karadeniz’de hayata geçirmeye karar verdim ve bu durum beraberinde üniversite bünyesinde böyle bir merkezin oluşmasına giden kapıyı açmış oldu.

Demeçlerinizden birinde, merkez aracılığıyla Karadeniz bölge halkını denizle ve suyla daha
ilgili bir hale getirmeyi hedeflediğinizi belirtmişsiniz. Bu hedef ne ölçüde başarıya ulaştı?
Türkiye’de deniz ve su altına ilişkin bilince dair düşünceleriniz neler?

Bu merkezin kuruluş amacı yalnızca bölgedeki su altı kültür mirasını araştırmak olmadı. Bunun yanında, bölge insanını deniz ve su altı ile tanıştırmaya yönelik eğitimlerin verilmesini de amaçladı. Bu kapsamda, üniversitemiz bünyesindeki Su Altı Topluluğu ile ortak eğitimlere katılıp, öğrenci arkadaşlarımıza eğitimler vermeyi başardık. Ancak bu merkezin hedeflediği ölçekte olmadı ne yazık ki.

Yürüttüğünüz herhangi bir saha araştırmasını genel hatlarıyla tarif etmenizi rica etsek?
Öncesinde ne gibi çalışmalar yaparsınız, sahada neler yaşanır, sonrasında elde edilen veriler
nasıl bir süreçten geçer?

Su altı arkeolojisi arkeolojinin bir alt dalıdır. Bu anlamda bu alana yönelecek olan araştırmacıların öncelikle arkeoloji eğitimini almış ve bu alandaki araştırma teknikleri bilmesi beklenir. Bundan sonra yapılması gereken dalış eğitimidir. Arkeolojinin alt dalları içinde çalışma koşulları en zor ve tehlikeli olan su altı arkeolojisidir. Bu sebeple bir su alt araştırmasının ilk aşaması, konusunda yetkin bir ekiptir. Bir su altı araştırma ekibi içinde en az bir divemasterın olması ve dalış planlamasını yapması gerekir. Bunun yanında Su Altı ve Hiperbarik Tıp konusunda uzman bir hekimin de ekipte yer alması önemlidir. Bu anlamda kadro tamamlandıktan sonra araştırılacak saha ile ilgili kapsamlı bir literatür çalışması yapılması önemlidir. Bunun yanında alanın karadan gezilerek arkeolojik anlamda önemli bir yer olup olmadığına bakılması tercihen araştırmacıya kalmış bir durumdur. Su altı araştırmaları, ekipman göz önüne alındığında oldukça pahalı çalışmalardır. Dalış ekipmanları, tekne vb. şartların araştırma başlamadan çok önce sağlanmış olması gerekir.  Su altı tam bir muammadır. Karada yapılan araştırmalarda yüzeyde gözle görülebilen emarelere su altı çalışmalarında rastlamak zordur. Dolayısıyla denizin size ne vereceğini bilmek imkansızdır. En umulmadık yerde dünyanın ilgisini bir anda üzerinize çekecek bir buluşa imza atabilirsiniz. Su altında bir arkeolojik kalıntının bulunması heyecan vericidir. Çünkü karadaki kazı ve araştırmalardan farklı olarak burada bulduğunuz bir arkeolojik kalıntı sizin için bir zaman kapsülü niteliğindedir. Yani, antik çağda bir anda gerçekleşen bir olay, kendi sırrını bir zaman kapsülü misali geleceğe taşır. Burada yapılması gereken bu sırrı kapsamlı bir envanter çalışmasıyla ölümsüz kılmaktır. Biz su altında bulduğumuz bir arkeolojik eseri önce su altında inceler ve envanterini çıkarırız. Yasal izinler çerçevesinde su üzerine çıkararak (gerekli koruma şartlarını sağladıktan sonra tabi ki), belgeleme çalışmalarını yapıp tekrar su altındaki evine geri bırakıyoruz. Dalış yapılan ya da araştırılan bütün noktalar GPS koordinatı ile haritalandıktan sonra artık yapılması gereken elde edilen verilerin bilim dünyası ile paylaşılmasıdır. Burası belki de araştırmanın en önemli kısmıdır, çünkü yapılan yayının kalitesi, arazi çalışmasının kalitesini de doğrudan etkilemektedir. 

Saha çalışmaları özelinde bir ekip oluşturulurken araştırmacıların ne tür nitelikleri göz önünde bulundurulur?

Su altı çalışmalarında, bir önceki soruda da değindiğim gibi, en önemli kısım kaliteli bir ekiptir. Bu ekip içerisinde, su altı ile ilgilenen ancak arkeoloji bilim dalından olmayan insanlar olabileceği gibi, uygun olanı dalgıç-arkeologların sayısının fazla olmasıdır. Çünkü yapılan çalışma arkeolojik bir araştırmadır ve bu alandan yetişmiş bir ekibin olması araştırma sonuçlarının daha verimli değerlendirilmesini sağlayacaktır. 

Merkez içi veya dışı çalışmalarınızın finansal ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsunuz? Maddi destek
sağlayan kurum veya kişiler mevcut mudur?

Düzce Üniversitesi, Su Altı Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, kendi bütçesi olan bir merkez değildir. Yapılan çalışmalara finansal destek, projeler üzerinden sağlanmaktadır. 

Su altı arkeolojisine ilgi duyan, bu alanda uzmanlaşmayı planlayan öğrenciler için staj veya
gönüllülük projeleriniz mevcut mudur? Yoksa, gelecekte merkezinizin gündeminde bu şekilde
bir programa yer vermeyi düşünür müsünüz?

Bu anlamda biz Düzce Üniversitesi olarak, staj yapmak ya da araştırmalara katılmak isteyen arkadaşlarımıza hem kendi projelerimizde hem de farklı kazı ve araştırmalara katılmaları konusunda elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz. Merkezimizin gelecek planları arasında, gönüllülük esasına dayalı projelerimiz her zaman olacaktır. 

Üzerinde çalışmaktan asla bıkmayacağınızı, yorulmayacağınızı düşündüğünüz spesifik bir konu var mı?

Benim asıl uzmanlık alanım, antik çağın konteynerleri olan amphoralardır. Zaten su altına yönelmemde başlıca unsurlardan biri de bu konudur. Çünkü bir amphoraya en iyi şekilde batıklardan ulaşabilirsiniz. Amphoralar ve amphoralar ile birlikte antik çağ ticaretini anlamaya çalışmak belki de benim asla bıkmadan uğraşacağım tek konudur diyebilirim.

Çalışmalarınız esnasında yaşadığınız ve sizde iz bırakan bir olaydan bahseder misiniz?

2010 yılında Amerikalılar ile ortak yapılan Geldonya Tunç Çağı Batığı kazısı, meslek hayatımın en unutulmaz anlarını yaşamama neden oldu. Gelidonya Batığı, dünya üzerinde arkeolojik kazı teknikleri kullanılarak kazısı yapılan ilk batık olma özelliğine sahiptir ve bu 1960 yılında yapılmıştır. Amerika’dan Türkiye’ye bu kazıyı yapmak üzere gelen ekip yaklaşık 4 ay gibi bir süre içinde oldukça zor deniz şartlarında kazıyı gerçekleştirmiş ve oldukça önemli buluntular ortaya çıkarmışlardır. İşte bu kazının 50. Yılı vesilesiyle aynı alanda yapılan 2010 yılı çalışmalarında ilk kazı ekibinden Prof. Dr. Geroge Bass, Claude Duthuit ve Valdemar Illing ile tanışmak, onlarla dalışa hazırlanmak belki de meslek hayatımdaki zirveydi diyebilirim. Tabii bunun yanında su altı arkeolojisinin duayenlerinden Dr. Cemal Pulak ile tanışmak ve Onunla aynı alanda çalışmak benim için büyük bir onurdu. Bu vesile ile kendilerine sonsuz sevgi ve saygılarımı sunmak isterim.

Biraz da keşiflerden konuşalım. Sizi derinden etkileyen bir eserin keşfine şahit oldunuz mu hiç?

Su altı arkeolojisi ile ilgilenmeye başladığım tarihten bu yana çok sayıda batığın keşfine imza attım. Biraz politik bir cevap olacak ama bunlar içinde beni en çok heyecanlandıranın hangisi olduğunu hiç düşünmedim çünkü en küçüğünden en büyüğüne kadar hemen hemen tüm batıklar bana aynı heyecanı ve mutluluğu yaşattı diyebilirim. 

Son olarak; bu alana ilgi duyanlara, özellikle de okuyucularımızın büyük bir bölümünü
oluşturan su altı sporcularımıza vermek istediğiniz bir tavsiye var mı?

Su Altı Arkeolojisine gönül vermiş genç arkadaşlara tavsiyem hem arkeolojik bilgilerini hem de dalış tecrübelerini olabildiğince güncel tutmaları, su altına yönelik kazı ve araştırmalara katılmalarıdır.

Doç. Dr. Emre Okan’a bu kıymetli bilgiler için bir kez daha teşekkür ediyoruz. 

*Röportaj görseli.