“DERİNLİK SARHOŞLUĞU” ÜZERİNE
kültür

Editörün Notu: Film izlemek, sosyal izolasyonun kaçınılmaz olduğu günlerde yapılacak en iyi şeylerden biri. Bu günleri su altını özleyerek geçiriyorsanız “Le Grand Bleu” tam sizlik. 1*larımızdan Bengü Şevik, iki dalgıcın hikâyesini anlatan ve Türkiye’de “Derinlik Sarhoşluğu” olarak bilinen film üzerine yazdı. Keyifli okumalar!

‘’Siz hiç bütün dünyanın kalbinizde attığını hissettiniz mi? İşte tutku budur. Ya da derinlik sarhoşluğu…” Jagues

Orijinal adı ‘’ Le Grand Bleu’’ olan Fransız yapımı filmin etkisinden uzun süre çıkamayınca bir yazı yazmaya karar verdim. Dalışı gerçekten tutku haline getirmiş iki arkadaşın hikayesini anlatan bu film, dalışla ilgili farklı bakış açılarının, farklı tutkuların kapısını aralıyor. İtalyan dalgıç Enzo Maiorca’nın hayat hikayesinden esinlenilerek çekilen “Le Grand Bleu,” Cesar Ödülleri’ne toplam 8 dalda aday olup En İyi Film Müziği ve En İyi Ses ödüllerini kazandı.

the-big-blue

Filmin başrollerinde Jean-Marc Barr, Jean Reno ve Rosanna Arquette yer alıyor. Yönetmeninin denize tabiatın parçası olarak değil; insanın bir parçası, aşkı, geçmişi, geleceği veya hayallerinin gerçekleşeceği yer olarak baktığı film, iki yakın arkadaş Enzo ve Jacques’ın ortak noktası olan dalış tutkusu üzerine kurulu. Jacques denizle arasındaki özel bağdan dolayı dalarken Enzo ise heyecan arayışında. Serbest dalışta dünyanın en iyi isimleri olan Enzo ve Jacques, yıllar sonra dünya şampiyonluğu için birbirlerine rakip oluyorlar. İkisi için de ölümcül tehlikeler taşıyan bu rekabeti izlerken muhteşem su altı çekimleriyle mavinin huzurunun içinizi kaplamaması imkansız…

 

2bP4pJr4wVin2EnM34x6WGzG9FGyi9JiMB9gXqYjY3Q
Filmin en çok iz bırakan kısmı küçük bir çocuğun önünde akıp giden ve henüz bir isim veremediği mavi renkli kocaman su yığınına merakla karışık korkuyla bakışı. Denizin kendisinden korkup kıyısındaki kumda büyük bir neşe ve keyifle kumdan kale yapması, anne ve babasının kucağında denize ilk kez girdiğinde zırlaması, aynı anne babanın verdikleri ikinci uğraşın bu defa denizden çıkarmak için olması… Film 1988 yapımı ama denize olan sevgi değişmiyor, işte tam da bu sebepten dolayı film hiçbir zaman değerini yitirmiyor, her yeni kuşakta filme saplanıp kalan insanlar oluyor, olacak…

Yeryüzünde denizi sevmeyen birileri var mıdır bilemeyeceğim ama eğer varsa bu filmi izlemeli. Fikrinin değişeceğine, hele hele sinema tarihinin en güzel sonlarından birini izledikten sonra koşa koşa denize gideceğine adım gibi eminim. Gülüyorsunuz bu filmi izlerken, denizin kendisine aşık oluyorsunuz ve gözleriniz nemleniyor sonuna doğru. Denizin kendisi kadar temiz ve masmavi bir film. İlk dakikalarıyla sizi içine çeken okyanusun serin sularına dalarsınız ve 168 dakika sonra yüzeye çıktığınızda hiçbir şey eskisi gibi değildir sizin için.