BAKİ YOKEŞ’LE BÜSAS’A VE KAŞ’A DAİR
röportaj

Editörün Notu: BÜSAS, bundan 37 yıl önce kurulmuş. Uzun yıllar içinde kulübe emeği geçen birkaç isim var ki, BÜSAS’ın bugünkü BÜSAS olması yolunda yaptıkları paha biçilemez. Bu isimlerden biri hiç şüphesiz Baki Yokeş. Henüz kendisiyle tanışmadıysanız kulübümüz eğitmenlerinden Atacan Korkmaz ve Ege Ertekin’in 2018 yılında yaptıkları bu keyifli röportajı kaçırmayın!

 

Baki Yokeş Kimdir?
Mehmet Baki Yokeş 1967 yılında İstanbul’da doğmuştur. Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini tamamladığı Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünden 2005 yılında Doktora derecesi almıştır. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde biyoçeşitlilik, ekoloji ve genetik gibi konularında 85 makalesi yayınlanmıştır. Baki Yokeş’i genelde BÜSAS eğitim kitaplarında Baki cc olarak görürüz. Kendisi BÜSAS’ın var olan sisteminin temellerini atan ve BÜSAS’ın bu günlere kadar sistematik bir şekilde çalışarak gelmesini sağlayan insanlardan biridir.

 

• BÜSAS sistemini nasıl tasarladınız, nasıl kurdunuz?
90’lı yılların başında, o dönem kulüpte olan arkadaşlarla baktık ki kulübe çok fazla ilgi var. İnsanlar dalmaya geliyor. Bir sistem olması gerekiyor dedik. Kulübe eğitmen olmaya geliyorlar ve kısa süre sonra uğraşmak istemiyorlar, ayrılıyorlar. Devamlılık yok. Diğer kulüplerde de bunları görüyorduk. Kulüplerin başına birileri geçiyordu, o kişiler gidince kulüp batıyordu. Biz BÜSAS’ta da böyle bir şey olsun istemedik. Zaten bizim dönemimizden önce bir kişi bir sene başkan olabilir diye bir kural vardı. Onu daha da oturtmak istedik, Yönetim Kurulu’nun sistemini ve eğitim sistemini oturtalım, kim gelirse gelsin kulübün standardı değişmesin diye bir düşünce oluştu. Başlarda çok uğraştık, bir sistemin oturabilmesi için 5-6 sene geçmesi gerekti ama herhalde oturmuş ki siz şu an buradasınız bu soruları soruyorsunuz . Bunun olabilmesinin nedeni benim 4 senelik bölümü 11 senede bitirmem. Başkanlığım bittikten sonra da diğer başkanlarla beraber çalışma fırsatım oldu, böylece sistemi uzaktan kontrol edebildim.

 

• Şu anda değiştirilmesi gereken veya eksiklik olarak gördüğünüz bir şey var mı?
BÜSAS’la bir yerlere gitmeyeli 10 sene oldu, dışarıdan bir göz olarak bir şey söyleyemem şu an. BÜSAS’la bir ilişiğim yok şu an, olmasın da istedim; çünkü biz o sistemi kulüp kendi kendine devam etsin diye kurduk, dolayısıyla ben ve diğer ekip arkadaşlarım olmadan devam etsin istedik. Bir öğrenci kulübü olarak eğitmen yetiştirmek oldukça zor. Rehber balık adam yetiştirmek oldukça zor.

 

• Siz böyle bir kariyere nasıl yöneldiniz, deniz biyolojisiyle uğraşmaya nasıl başladınız?
Doğduğumdan beri denizle içli dışlıyım. 2.5 yaşımdan beri balık peşinde koşarım. Öyle kendiliğinden gelişti olaylar.

photo-of-sea-turtle-2765872 (1)
• Kaş-Kekova koruma alanı projesi nasıl başladı?
2002 yılında Avrupa’daki WWF Akdeniz’in bir projesi olarak başladı, Akdeniz çevresinde turizm açısından gelişmekte olan, henüz doğası bozulmamış yerleri tespit edip oralarda halkı bilinçlendirerek bu bölgelerdeki ekolojiyi, doğayı koruyup gelişmesini sağlayacak bir proje hedefleniyordu. Akdeniz genelinde 3 yer tespit edildi: Hırvatistan-Tunus-Türkiye. O dönem WWF Türkiye’nin başında olan kişiler bu işi kiminle yapabiliriz diye bir araştırma yapmışlar. Birileri benim adımı vermiş. Aslında benim hiç bu işlerle alakam yoktu. Onların zorlamasıyla oldu biraz, daha doğrusu birilerinin bu projeyi yapması gerekiyordu, bari adam akıllı yapılsın amacıyla bu projeye başladık.

2002’de başladığımızda WWF’in yapmak istediklerine baktık, projenin ana amacına baktık. Daha önce bu alanda yapılmış herhangi bir proje olup olmadığını araştırdık. Daha önce yapılmış benzer hiçbir bilimsel çalışma, hiçbir veri yoktu. Dedik ki bu proje 10 sene sürer, 10 sene sonra biz bundan sonuç alırız. 2012’ye kadar çalıştık. 2012’den sonra da izleme projeleriyle devam etti. Şu an yaptığımız proje izleme projesi.

 

• Öncesinde izleme dışında ne gibi bir farklılık vardı projede?
Öncelikle bu alan özel çevre koruma alanı. Biz ilk olarak buradaki korunması gereken türler nerelerde yavruluyorlar, nereler de ürüyorlar, büyüyorlar onları tespit ettik. 10 yıl boyunca araştırdık. Turizmin etkisi nedir, kaçak avcılığın etkisi nedir bütün bunları tespit ettik. En başta koruma alanı Kekova Özel Çevre Koruma Alanı’ydı. Ulu Burun’dan Kekova’nın öbür ucuna kadar, yani Demre’ye kadar. Bizim yaptığımız çalışma sonunda bakanlık bunu Kaş’a kadar uzattı. Böyle bir katkısı oldu. İkinci olarak yedi yere avlanma yasağı getirildi, her türlü avlanma yasağı. Projenin bir ayağı da burayı yurt dışındakiler gibi bir koruma alanı yapmak. Yani yerel bir yönetimin olduğu, merkezi yönetimde masa başında birilerinin karar vereceği değil de yerelde inisiyatifi, yetkisi olan bir ekip, bir yönetim planı olması gibi şeyler düşünüldü. Bir de karada yapılması gereken şeyler düşünüldü yapıldı.

Şu an tabii bakanlık ve devlet tarafında kanunların değişmesi çok zaman alıyor, 3-5 senemiz daha var buranın istenilen gibi bir yer alanı olabilmesi için. Ama en azından bu proje sayesinde diğer hiçbir Özel Çevre Koruma Alanı’nda olmayan bir yapılaşma burada yapılmaya çalışılıyor. Av yasakları başlayana kadar biz bir takım balık türlerini takip ettik. Bazı balık türleri yok oldu bu alanda. Orfoz, lahos gibi balıkların popülasyonları dibe vurdu. Mesela 2 sene sonra baktığımızda lahoslar 2,5 kat artmıştı. Şimdi bu seneki datayı da koyduğumuzda bakacağız, o zaman göreceğiz ki orfoz sayısı da artıyor.

Koruma alanında belli bölgelere balıkçılar girmiyorlar. Bu alanları onlarla birlikte belirledik. 10 sene boyunca bütün kararları birlikte verdik. Köylüsünden işletmecisine, turizmcisinden balıkçısına kadar hep birlikte. İlk başladığımızda bizim yolumuzu kesiyorlardı, siz buraları yasaklayacakmışsınız diye. On sene sonunda o balıkçılarla aynı masaya oturduğumuzda bana şurası da yasaklansın, hocam bakın burada şu tür balık var gibi tavsiyeler veriyorlar. O seviyeye geldik. Burada alınan bütün kararlarda balıkçıların imzası vardır, dalış merkezi temsilcilerinin, Bakanlık temsilcilerinin imzası vardır. Dolayısıyla on sene boyunca biz burada halkı bilinçlendirdik. Onun üzerine birtakım kanunlar değişti ve şimdi bakıyoruz ki bunlar ayrıca uygulanıyor, yani halk bilinçlenmiş korumaya çalışıyorlar. Burası (Kekova) o kadar ıssız bir yerdi ki buraya biri zıpkınla dalsa bütün orfozları toplasa hiç kimsenin ruhu duymazdı. Ama halk destek verdiği için böyle şeyler gerçekleşmiyor.

pexels-photo-3854025
• Toplanan datayı daha sonra ne yapıyorsunuz?
Şimdiye kadarki zamanda birkaç yayın yaptık ama esas yapmamız gereken şey, koruma alanı ilan edildikten sonra alınan kararlar doğru mu değil mi onu anlamak. Bunun için bizim 5-6 sene bunu izlememiz gerekiyor. Bu izleme tamamlandıktan sonra -ki aslında bu sene son sene- çalışma bitmiş olacak. Muhtemelen doğru kararlar vermiş olduk, şu ana kadar görünen o.

Bunu uluslararası bir yayın haline getireceğiz. Bakarsanız proje başladığından beri 16 yıl oldu, başka bilimsel çalışma yapmadık mı? Bu projenin uygulanması sırasında başka yan projeler de yapıldı. Biyolojik çeşitlilik çalışmaları yapıldı, yabancı türler takip edildi. Onlarla ilgili şimdiye kadar uluslararası alanda 20’ye yakın bilimsel yayın yaptık. Burada yapılan şeyler uluslararası bilim camiasında çok önemli kabul edildi; çünkü Doğu Akdeniz’de daha önce yapılan böyle bir çalışma yok, bırakın doğuyu Batı Akdeniz’de böyle bir çalışma yok. Yani böyle 500 mlik paftalar taranacak, onlarca dalgıç ile on küsür sene data toplanacak falan böyle bir çalışma yok.

Batı Akdeniz’de canlılık çok fazla olduğu için adamlar izleme çalışması yapıyor, 20 m’deki lapinleri sayıyor, posedonyaya bakıyor, iyiyse iyi yazıp geçiyor. Biz bunu tamamen Doğu Akdeniz’e özgün bir izleme yöntemi geliştirerek yaptık. 500 m yüzüp balık sayarak kısa bir sürede yüzmek gerekiyor. Üstelik de 70 türü insanların görüp tespit edebilmesi çok zor. O yüzden bizim yaptığımız çalışmaları bugüne kadar nasıl uyguladığımızı gösterdiğimiz zaman yurt dışında baya ilgi odağı oldu, herkes merakla sonucunu bekliyor.

 

• Çıkan datayı nasıl bir teste sokuyorsunuz?
Normalde herhangi bir kontrollü deney, biyolojik deney yaptığınız zaman istatistiki olarak çok sağlam bir temele oturtmak için 3-5 kez tekrar etmek gerekir. Su altında böyle bir şey yapma imkânı yok. Bu projenin bir tanesini bile fon bulup anca yapabiliyoruz. Bir de aynı anda, aynı mevsimde, aynı sıcaklıkta, aynı koşullarda dalmak lazım. Bunu başarmak da mümkün değil. Başlarda biz bir paftaya ikişer grup gönderiyorduk. İlk grup dalıyordu 100 m gittikten sonra 2. grup aynı yere dalıyordu. 2 defa bakarak bu şekilde ortalamasını alıyorduk. Proje ilk başladığında Patara’dan Antalya Tekirova’ya kadar 250 kmlik bir sahil şeridi vardı orayı taradık. 65 gün civarı sürdü, sonra baktık ki çok bir şey fark etmiyor. Bir de, biz bir yerdeki bütün balığı öğrenmek istemiyoruz. Bir dalışta bir hata yapıyorsan diğer dalışlarda da yapma ihtimalin var. Dolayısıyla çok fazla istatistiksel olarak “aman hiç hata yapmayalım, standart sapmalara bakalım, error koyalım” gibi ayrıntılara girmiyoruz.
Yurt dışındaki sualtı çalışmalarına bakarsak yine aynı şekilde yapıldığını görürüz. Bu yüzden datayı böyle kullanıyoruz; ancak aynı çalışmayı karada yapsak kabul görmez. Ben moleküler biyoloğum. Hücre kültürüyle ilgili böyle bir çalışma yapsam hiç kimse kabul etmez. Şu an bizim yaptığımız şey 12 senelik datayı üst üste koyuyoruz ve baktığımızda çok bir şey fark etmiyor. Yani burada 6 orfoz saymışım 7 orfoz saymışım bu durumda bir şey fark etmiyor. Bizim görmek istediğimiz şey, belli alanlarda ne kadarlık bir artış var, yasaklar geldikten sonra türler yüzde 1-3 gibi artmadı. 1.5 kat 2 kat arttı. Böyle bir artış gözlemlediğimiz için elimizde topladığımız data güvenilir bir data.

 

• Projenin finansmanı nasıl sağlandı?
Bir kısım WWF, bir kısım bakanlıktan geldi. Parça parça çok farklı projeler yapıldı. WWF’in bir projesini yaparken İstanbul Üniversitesi’nden bir kişinin doktora tezi yazıldı, oradan İstanbul Üniversitesi’nin araştırma bütçesinden bir kaynak geldi, bunun dışında Baki Yokeş fonundan kaynak geldi. Bunun gibi parça parça kaynaklarımız oldu.

 

• Genel olarak deniz canlılarında en dikkat çeken değişiklik hangisi, nerede oldu?
Her sene başka bir denize dalıyoruz, burası çok çabuk değişiyor. 16 sene boyunca her sene daldığımızda apayrı bir deniz görüyoruz. Sıcaklığı, akıntısı, dip yaşamı vb. Yabancı türler çok fazla, her sene yeni bir yabancı tür görüyoruz. İlk bir tane görüyoruz, ertesi sene bakıyoruz her yeri kaplamış o yabancı tür, yani çok hızlı değişen bir ortam var burada.

799px-Red_lionfish_near_Gilli_Banta_Island

• Yabancı ve yerel türlerin iletişimi ve birlikte yaşamasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Yakında, yabancı türlerle yerel türlerin etkileşimi üzerine çok güzel bir makalemiz çıkacak. Yerel türleri yok edenler de var, yerel türlerin gelişmesini sağlayanlar da var. O yüzden enteresan bir durum. Foraminifer dediğimiz kalsiyumkarbonat iskeleti olan, tek hücreli canlılar var. Aşağı yukarı bir toplu iğne başı kadar boyutları var. Ölünce kum oluşturuyorlar ve milyon yıl öyle kalabiliyorlar. Hatta biyologlar bunlara bakıp kayaçların yaş tahminini yapıyorlar. Burada bizim tespit ettiğimiz 42 tane yabancı foraminifer türü var Kızıldeniz kökenli. Bunların bir kısmı o kadar büyük popülasyonlar oluşturuyor ki senede deniz tabanında 2.5- 4.5 cm arasında kum yapıyor. Şöyle söyleyeyim; burasının doğal yapısı aslında kayalık, deniz dibinde kum gördüğünüz şeylerin aslında büyük bir çoğunluğu foraminifer. 2002 yılında tamamen kayalık olan bazı alanlar şu an tamamen kumun altında kaldı foraminifer yüzünden.

 

 

• Aslan Balığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu konuda artık yapılacak çok bir şey yok, geç kaldık. Yaklaşık on sene önce İsrail’de tek bir birey görüldü. On sene hiç ortada yok, derken bir anda İsrail, Kıbrıs, İskenderun, Antalya Kekova böyle bir anda ortaya çıktı. Ve her yerde birer birey ortaya çıktı. Bu sene bir baktık her daldığımız yerde 10-15 tane var. Yunanistan’a kadar gitmiş durumda şu anda. Dolayısıyla bu saatten sonra bunu yok etmek avlamak falan bunlar çok zor. Yapılabilecek tek şey var: Bunu yiyen, yiyebilecek büyük orfoz, lahos gibi baş avcıları desteklemek. Bu hayvanlar (aslan balığı) resif hayvanı, dolayısıyla resifleri sağlam tutmak lazım. Yani resiflerdeki baş avcıları hayatta tutmak, büyümelerini sağlamak lazım. Belirli alanlarda, belirli resiflerde, büyük orfoz ve lahosların çok olabileceği yerlere inip aslan balıklarının kökünü kazımak lazım.

Bunlar bölgesel hayvanlar. Göç etmiyorlar, bir mevsim bir yerde yaşıyorlar. Bölgeleri belirleyip, oralarda 1 tane bile aslan balığı bırakmamak gerekiyor. Kaş’ın geri kalanını temizlemek mümkün değil. Ancak belirli resifleri temizlerseniz buralarda doğal yaşam devam eder. Yoksa bu hayvanın açın midesini, resifte ne varsa yiyor. Her türlü balık çıkar midesinden ve aşırı oburlar. Çok iyi avcılar, çok fazla yiyorlar. Biz buraya 2-3 hafta önce daldık, projeden önce ve gördük ki papaz balıklarında inanılmaz bir artış var. Neden? Papaz balıklarının yumurtalarını yiyen Türk Lapini gibi, coris julis gibi, gün balığı gibi türleri aslan balıkları yok ediyor. Bunlar yok edince papaz balıkları coşmuş. Papaz balıkları resifin tepesinde daha yüzeye yakın açıkta dururlar, lapinler daha zeminde dururlar. Bunların etrafında kardinal balığı olur mesela, aslan balığı hep bunları yiyor. Papaz balığı da yiyor tabi ama daha çok zeminde ve kovuktaki balıkları yiyorlar.
• Bu gibi projelerde BÜSAS ne yapabilir? Citizen Science olarak ne yapılabilir?
Normalde bu projelerde BÜSAStan insanları çalıştırıyorduk. Öncesinde 5-6 ay eğitimler yapıyorduk. Bu sene bu projenin yapılabileceği çok geç ortaya çıktı; çünkü fon bulunamadı. Benim de başka bir sürü projem vardı maalesef hepsi üst üste geldi. O yüzden çok geç toparlanabildik. Normalde geçen seneden bunun yapılacağı belli olsaydı biz muhtemelen Mart gibi falan BÜSAS’a gelecektik, Yönetim Kurulu ile konuşup dalış problemi olmayan, her şartta dalabilecek cengaver insanları alıp onlara 3 ay eğitim yaptıracaktık. Yaz gezisinde balık saydıracaktık. Su altında bir gördüğü balığın boyu ne kadar, cinsi ne, kaç tane o tür çalışmalar yapacaktık ama maalesef zaman olmadı. Bundan sonra bu projede muhtemelen izleme projesi yapılmaz. Ama başka projeler veya citizen science işleri yapmak istiyoruz. Bunun başında yapılması gereken alınması gereken çok yol var. Bunları biz bilimsel camia olarak hallettikten sonra muhtemelen ilk başvuracağımız yer BÜSAS olacaktır.

unnamed

• Biz BÜSAS olarak her sene Bodrum ve Kaş’a gidiyoruz. Biz bu balık sayma işini burada citizen science olarak yapsak bir katkımız, faydamız olur mu?
Olur tabii ki. Mesela biri çıkıp dese ki “Ya arkadaşlar son 5 senede Bodrumda ki biyolojik çeşitlilik ne oldu?” buna çıkıp cevap verecek biri yok. Balıkçılar söyler, onların söylediğine de çok inanmayın. Siz böyle bir şeyi takip edebiliyorsanız, siz bunun cevabını verebilirsiniz. Dalış merkezleri bile bunu cevaplayamaz.

 

• Kaş’ta kıyı yönetim planı var mı? Varsa ne derece etkili?
Her yerin kıyı yönetim planı vardır, burası da Özel Çevre Koruma Alanı olduğu için alanın çoğunluğunda kıyı yapılaşması yasak. Buna rağmen yapılaşmalar oldu, buraların yıkılmasına dair mahkeme kararları olmasına, 5-6 sene önce mahkeme kararı çıkmasına rağmen o alanlar yıkılmadığı gibi bir de üzerine genişletildi. Dolayısıyla plan ne kadar etkin kullanılıyor o konuda çok bir şey diyemeyeceğim.

 

• Yarımadadaki arıtım tesisiyle alakalı ne düşünüyorsunuz?
2006 yılında arıtma tesisi açıldığında, Kaş’ta ne Belediye’nin ne de Kaymakamlık’ın o arıtma tesisiyle ilgili bir planı yoktu. Kaş’taki hiç kimse o arıtma tesisinin nasıl yapıldığını bilmiyordu. Birileri dışarıdan devlet kanalıyla, burayla hiçbir fikir alışverişi yapmadan arıtma tesisini yaptırmış. 2006 yılında açıldı dediler. Biz gittiğimizde arıtma tesisinin tüm çıkışlarını su üzerinde görebiliyorduk. Hesapta bunu deniz tabanına alt suya vereceklerdi. Onun suyu yukarı gelmeyecekti. Ama gittiğiniz zaman 10 m ötede bir çıkış görüyordunuz. 20 m’de de başka bir çıkış. Daldık baktık 29 m’ye kadar döşemişler boruyu, orada borunun üstüne bir tane delik takmışlar. Suyun basıncı nedeniyle 29 m’den su çıkmıyor bir 18 m’den bir de 12 m’den çıkış yapıyor. İkisi de suyun üstüne kadar çıkıyor ve durum hala aynı. Arıtma tesisinin potansiyeli ne kadar tartışılır.

Zamanında biz oraya daldık, baktık ettik etrafta bir sürü yosun var. Kaş’ın hiçbir yerinde yosun yoktur ama onun çevresi orman gibi. Kaymakam’a gidip “Orası kaçırıyor, temizlemiyor. Burası bir patlarsa Kaş bütün mavi bayraklarını kaybeder,” dedik. Kaymakam “Biz her yeri kontrol ettiriyoruz sürekli analiz yapılıyor,” dedi. Gittik başkalarına söyledik “Burası yosunluk, kaçak var,” diye. “O yosun kirlilik hariç başka bir yerde olmaz. Baktığınız zaman, suyu ölçtüğünüz zaman kirlilik gözükmüyor ama arada bir burada kirlilik oluyor,” dedik. Kaş’ta kimse inanmadı. 1 sene sonra bir analiz yaptılar, Kaş’taki bütün mavi bayraklar alındı. İnanılmaz kirli çıktı Kaş’ın suyu. Şimdi ne durumda bilmiyorum, çok da değiştiğini zannetmiyorum.