UFUK KOÇAK İLE TUTKU DOLU SERÜVENİ ÜZERİNE
röportaj

Editörün notu: Herkesin sınavı kendisine zordur elbette” diyor dünya serbest dalış rekortmeni Ufuk Koçak, başarıyla geçtiği sınavları anlatmaya başlarken. Sınırsız kitabının yazarı ve Kocaeli Kent Konseyi Engelliler Meclisi başkanı olan Koçak, yazarlarımızdan Hande Yetkin’in su üstünden su altına uzanan sorularını derin dergi için yanıtladı. Kendisine şiirsel ve içten cevapları için teşekkür ve minnetle.

Ufuk-koçak

1976’da Kars’ta doğdu, 17 Ağustos 1999’da günlerce enkaz altında kaldı. İki bacağını ve sevdiklerini kaybetti ancak her şeye yeniden başlamaktan çekinmedi. Sınırları reddetti, dünya serbest dalış rekorunu da cebine koyarak yaşadığı hayatın hakkını veren bir birey olarak yoluna devam etti. Herkesin ancak yaşam sınadığı zaman doğruluğunu veya yanlışlığını idrak ettiği bir yaşam felsefesi olduğuna inanan Ufuk Koçak, mücadelesine dair detayları derin dergi için tüm samimiyetiyle cevapladı.

“Herkesin sınavı kendisine zordur elbette; benim sınavım da üç gün enkaz altında beklemek, toplumun ifadesiyle “hayatımın baharında” ayaklarımı, asla kaybetmeyeceğimi sandığım insanları ve hatta bir kenti kaybetmek oldu. Bu sınavdan geçtim, ikinci sınav edindiğim bu dünya görüşünü ve felsefeyi insanlara anlatmaktı. Bu süreç insanın kendini anlamlandırması olarak tanımlanabilir.”

 

Malum depremde yaşanan can kayıplarının büyük ölçüde bilinçsizlikten kaynaklandığını söylüyorsunuz. Engel kavramının alımlanışı hususunda da benzer bir kolektif bilinçsizlik durumundan söz edebilir miyiz?

19868B50-040A-4C0A-B63A-3FB8FAE62EDC

Tabii büyük bir bilinçsizlik bu, arka planında ise insanların bilimin her alanından uzaklaştıran “yaptım oldu” zihniyeti ve ülke koşullarını etüt etmeden sürdürdüğü “kopyala yapıştır” eğitim tarzı yatıyor. Denetimi yapılmayan binalar, çarpık kentleşme ve “yaptım oldu” ya da “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” bilinçsizliği de söz konusu.
Engel konusuna yaklaşımım insanın engelinin yalnızca kendisi olduğu yönünde, gitmenin önündeki tek engel esasen kapının eşiği. Engelli olanlarsa yollar, kaldırımlar, üst geçitler, kentler ve içlerinde gerçek sevgiyi barındırmayan insanlardır. Bu engelin ardında kalan bizlere ancak ve ancak engellenen diyebiliriz; dolayısıyla ben “engellenen” ifadesini kullanmayı doğru buluyorum. Kolektif bilinçsizlikten söz etmeye ise gerek bile duymuyorum; dün deprem, bugün korona isimli salgın… Anlatmaya lüzum yok, kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmamız yeterli.

Kendi kontrolü dışında gerçekleşen problemleri nasıl çözdüğünü sorduğumda mevcut soruna karşı farklı bakış açıları geliştirmeyi tercih ettiğini ve bu stratejinin kendisine büyük bir enerji olarak döndüğünü aktarıyor Koçak. İnsanların kendi problemini çözenler, dolayısıyla yeni problemlerle karşılaşacak olanlar ve problemi çözen insanlar olarak ikiye ayrıldığını; bu sorunu ortadan kaldırmanın peşinde olduğunu söylüyor.


“Her ne olursa olsun bir problemi ortadan kaldırmaya çalışıyorsanız dünyanın en güzel işini yapıyorsunuz demektir.”

Çok küçük yaşlarda dalış yapmaya başlamadınız bildiğimiz kadarıyla, bunca yıldan sonra su altı dünyasına duyduğunuz ilgiyi körükleyen bir kırılma noktası oldu mu? Türkiye’nin ilk engelli dalış eğitmeni ünvanından dezavantajlı gruplara özel projelere uzanan bu tutkulu serüveni nasıl başlattınız?

93ABBB81-310F-48F6-986F-A846F2549A50

Benim için su altı dünyası, anne karnı huzurudur. Hepimiz anne karnında o suyun içindeydik, ötesini anlatmaya gerek var mı? Ben Türkiye’nin ilk engelli dalış eğitmeniydim; fakat federasyonun “Engelli Dalış Talimatı” adı altında verdiği son direktife bakılacak olursa artık engellenen bir insanın eğitmen olması söz konusu değil. Talimat gereği şu anda engellenen hiç kimseyi hiçbir yerde suya sokamazsınız. Yasaklayan, bir şey olursa hesabını veremeyeceği eylemlere mesafeli duran bu mantalite gerçekten “engelli” bir talimatla sonuçlanmış; dolayısıyla halihazırda yaptığım ve yapmayı planladığım tüm projeler askıya alınmış durumda. Eğitmenler, asistanlar mevcut; bunun yanında yasal engeller de… Bu konuya çok girmek istemiyorum, uğraştığım sakat zihniyetlerden bir tanesi de bu.

2014 Dünya Engelliler Serbest Dalış Rekoru’na uzanan süreçten bahsedelim biraz da. Rekora nasıl ve ne kadar sürede hazırlandınız?

9EDAD0F6-8B7B-4041-8195-14528061C235

Her mücadele engellerle doludur, zafer o engeli aşanlarındır” sözünden hareketle başladım, üç ayı aşkın bir süre sponsorsuz ve desteksiz çalıştım. Uzun ve zorlu bir süreçti. Üç gün boyunca nefes alabilmek için moloz yığınlarını tırnağıyla kazıyan bir insanın nefesini tutup yerin metrelerce altına gitmesi ayrı bir disiplindir ve aynı zamanda büyük bir travmayı aşmak anlamına gelir. Uzun yıllar engellenen insanlarla ilgili bir branş açılmadığı göz önünde bulundurulduğunda bu rekor denemesi umut doğurması bakımından benim için bir başarıydı. Başarı sizi fark etmelerini sağlasa da gerçek başarı farkındalık yaratır. Kırdığım ikinci rekordan sonra CMAS beni İtalya’nın Venedik şehrinde düzenlenen dünya serbest dalış şampiyonasına dünyadaki bütün sporculara moral ve motivasyon konuşması yapmak üzere davet etti. İşte benim için gerçek başarı da budur: Fark yaratmak.

Yalnızca dalış alanında değil sporun hemen hemen her dalında aktif bir isimsiniz, bu ciddi bir sorumluluk ve disiplini beraberinde getiren bir rutin. Böyle bir tempoyu dengelemek için izlediğiniz strateji var mı?

Aslında bu tempo değil yaşamın ta kendisi. Ben bu rutine spor olarak değil de daha ziyade bir yaşam tarzı olarak bakıyorum. Aslolan mücadele değil, uyumdur. Örneğin, rüzgarla mücadele edemezsiniz bir yelkenlide, gitmek için yapabileceğiniz tek şey onunla uyum içerisinde hareket etmektir. O rüzgarı anlamak, ona doğru açılardan yaklaşmak; yani
uyum, uyum….

Sınırsız isimli, son zamanlarda sosyal platformlarda oldukça ses getiren otobiyografik bir kitap yazdınız. Hikayeniz yalnızca okuyucuları bir dönüşüme ortak etmekle kalmıyor; korku, cesaret, kayıp gibi ifadeleri yeniden sorgulatarak pek çok insanın hayata karşı tutumunu da değiştirmenize vesile oluyor. Bu bağlamda hafızanıza kazınan bir okuyucu yorumu veya mesajı oldu mu?

EF428F19-08F9-41B0-915D-3DA4047BD2E5

Yurt dışından aldığım bir mesaj beni çok etkilemişti. Aslında bir sürü mesaj alıyorum ama hiçbirini sosyal medya platformlarında paylaşmadım. Sadece bir tanesini sizinle paylaşayım. Avrupa’dan ağır engelli olduğunu söylediği oğluyla yaşayan bir anne… Baba zora gelememiş, kaçmış; kendisiyse çağın hastalığı kanserle mücadele ediyor. Bir tanıdığı vesilesiyle kitap ona ulaşmış. Kısa ve öz, oğlu ve kendisi için yarın güneşin farklı doğacağını söylüyor. Yeri gelmişken dünyanın en büyük emekçi kadınlarının, özel gereksinimleri olan çocukların annelerinin elinden öperim. Emekleri karşısında saygıyla eğiliyorum.

Başkanı olarak görevde bulunduğunuz Kocaeli Kent Konseyi Engelliler Meclisi bünyesinde önümüzdeki ay disleksi ve otizm konularında farkındalık oluşturmayı hedefliyorsunuz, biraz bilgi alabilmemiz mümkün mü etkinliklerin içeriği hakkında? Örneğin, bu etkinlikler dizisinde spor hayatına da temas etmeyi tasarlıyor musunuz?

Başkanı olduğum konseyde ilk olarak söylediğim şey şuydu: Ortada bir ötekileştirme ya da dezavantaj varsa, bizler hep birlikte orada olacağız ve fark yaratacağız. Bu doğrultuda öncelikli olarak engellenen kardeşlerimizin ailelerine temel ilk yardım eğitimi, -engellenen kardeşlerimizin de dahil edildiği- işaret dili eğitimi, afet bilinci eğitimi ve aktif rol alma eğitimleri verdik ve vermeye devam ediyoruz. Ayrıca kimsenin ayrıştırılmadığı dev bir orkestra kuruyoruz; ailelerden, engellenen insanlardan, bu işi profesyonel olarak yapan insanlardan oluşuyor ve ben de bu oluşuma dahilim. Kimi zaman gitar, kimi zaman bağlamayla orkestraya eşlik ediyorum. Farklılıklarımızı renk olarak kabul edip rengarenk bir dünyada yaşamak için… Hayat onu yaşamayı bilen cesur insanlarındır.

Son olarak heyecanınıza ortak olabilmemiz adına, derin okuyucuları ile dalış geçmişinize dair unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?

Kum kaplanı köpek balığı ile yaptığım dalıştan sonra gazeteciler köpek balığının beni ısırmasından, yemesinden korkup korkmadığımı sormuşlardı. “Bunun yarısı yenmiş, başkasının ışıdığını yemem” derler diye cevap vermiştim. O an gazetecilerin suratlarında beliren acaba gülsek mi ifadesini hiç unutamam. Ben hep söyledim, söylemeye de devam edeceğim: Hep gülelim. Alay etmek değil bu, gülmek devrimci bir eylemdir.